Sakın hürriyetini isteme büyüklerin oyuncağı olursun, sense o küçücük varlığından olursun. En iyisi sen saklan, öyle bir saklan ki bilmesinler varlığını, görmesinler seni...
laleertus@gmail.com
Çeçenler: Hayalet yaşamlar LALE ERTUŞ
Her şey bağımsızlık hayaliyle başlamış Çeçenistan'da, ama haddine mi bağımsızlık? Bulmuş kendini koskoca bir oyunda küçücük bir piyon olarak...
1991 yılında Çeçenistan'da Cahar Dudayev'in bağımsızlık ilan etmesinin ardından önce bir sessizlik olmuş, ardından 1994 yılında ı. Çeçen Savaşı başlamış. Ama günümüzdeki her savaş gibi bu savaşta da sadece iki taraf yokmuş. Bazılarının da gölgesi varmış...
Önce Vahabiler girmiş işin içine. Çeçen halkına zararlarını hiç hesaba katmadan tutmuşlar Çeçenistan'ın yolunu. Başlangıçta kucak açmış Çeçenler Vahabilere. Hiç sorgulamamışlar "Bu adamlar niye burada, Ne işleri var?" diye. "Müslüman kardeşlerimizdir" diye düşünmüşler. Belki de acı içerisindeki her milletin yapacağı gibi kendilerini kandırmışlar. Sonrası Suudi Arabistan'da eğitim verilmek üzere 12-15 yaşlarındaki çocukları kaçırılmış. Ardından El Kaide desteği ve BESLAN...
Kendilerini hiç anlamadıkları bir hikâyenin ortasında bulmuşlar. Sonuçta Vahabiler en çok Rusya'nın işine yaramış. Aşırı İslami hareketten korkan dünya Çeçenistan'ın çığlıklarına kulak tıkamış. Birçoğu Çeçen baskılarına dayanamayıp ülkelerini terk etmek zorunda kalmış...
İSTANBUL'DA BİR MÜLTECİ KAMPI
İstanbul'un lüks semtlerinden birinde, Fenerbahçe'de bir mülteci kampı olduğunun pek az insan farkındadır. Sanki o lüks görüntüyü bozmamak adına bir köşeye saklanmışlar, yıllardır onları rahat bırakmayan korkuları, bu küçük kamplarını da gizlemiştir.
Adımını attığın anda farklı bir zamana, farklı bir mekâna girmiş gibi hissettiren, derme çatma sekiz - on metre karelik barakalardan oluşan bu kampta savaş sebebiyle Türkiye'ye gelen birçok Çeçen, hayalet yaşamlara mahkûm oluyor.
Sanki yoklar gibi, Türkiye'ye hiç gelmemişler, burada hiç olmamışlar gibi... Okula giden çocukları sınıfta olsalar bile, öğretmenleri yoklamayı okurken isimleri duyulmuyor... Hayata tutunma çabaları onları "sanki var gibi"den öteye götürmüyor... Ama o var olmaya çalışan bedenlerinden, acılarla yoğrulmuş hayatlarından düşüncelerine, taban keselerine bolluk çıkarmaya çalışanlar hiç eksik olmuyor...
Hasan Amca, İnsanların acılarından olanaklar yaratmak nasıl bir vicdan gerektirir? Acaba bunları yapanlar, yaptıklarının ne kadar farkındadırlar? Savaş başladığında Kazakistan'da olan Hasan Amca, Çeçen karşıtı propaganda yüzünden malını mülkünü bırakıp Çeçenistan'a dönmeye zorlanıyor. Orada babasının evine yerleşiyor. Bombardıman artınca Grozni'den kaçmaya karar veriyor. Kaçarken kontrol noktalarından birisinde Rus askerleri tarafından tutuklanıyor ve ıoo gün boyunca işkence görüyor. Hasan Amca ve arkadaşları artık öldürülmeyi beklerken, kampa yeni getirilen gençler onların hayatlarını kurtarıyor. Rus askerleri onlarla uğraşmaktansa gençlerle ilgilenmeyi tercih ediyor, Hasan Amca ile birlikte 8 ihtiyarı, işkence mekânı olarak kullanılan bu trenden atıyorlar. Onlarsa trende kalan gençlerin arkasından bakakalıyorlar.
Eve döndüğünde, belki de o trende ölmüş olmayı istemesine neden olacak eşi ve iki oğlunun ölüm haberini alıyor. "Duvara yaslayıp ateş etmişler" diyor. Ona da babası anlatmış bunları. Acısı deşilmesin diye içim el vermiyor daha fazla soru sormaya... Ondan sonra yıllarca babasının evinin bodrumunda saklanıyor. 1999'daki 2. Çeçen Savaşı'nda yaralanınca tedavi olmak için Gürcistan'a gidiyor. Orada Birleşmiş Milletler'in kampına yerleşiyor. Şartlar kötüymüş Gürcistan'da, ama Birleşmiş Milletler görevlilerinin verdiği bir belgesi varmış elinde. İşte bu noktada hiç olmayacak bir şey oluyor. Türkiye'de bir partinin gelecek seçimler için yürüttüğü parti propagandası Hasan Amca'yı da içine katıyor. Bundan Hasan Amca'nın haberi yok... Gürcistan'da, dönemin Liberal Demokrat Parti Başkanı Besim Tibuk ve yardımcısı İbrahim Kirle bulmuş Hasan Amca'yı.
"Gürcistan'ın durumu iyi değil, göçmenlere iyi bakmıyorlar. Türkiye'ye götürüp sana orada yer ve evraklar vereceğiz. Orada kalacaksın. Tedavi de ettireceğiz" demişler.
Hasan Amca ile birlikte 106 kişiyi de İkna etmişler. Çoğunun pasapordarı yokmuş. Onlara pasaport çıkartılmış. Birkaç otobüs kiralanmış ve 106 kişinin Türkiye'ye girişi yaptırılmış.
Önce Aksaray'da bir otele yerleştirmişler ve bir ay sonra otelin boşaltılması lazım diye çıkartılmışlar. Bir kısmını Fenerbahçe'deki kampa getirmişler. Bir kısmına da ev kiralayıp birkaç ay daha yardım ettikten sonra bırakmışlar. Ondan sonra da zaten Liberal Parti'den ne arayan ne soran çıkmış.
Hasan Amca için de tam bir esir hayatı başlamış. Gürcistan'a tekrar dönemediklerinden, diğer gelenler gibi Gürcistan'daki hakkını da kaybetmiş Böylece yapayalnız kalakalmışlar Türkiye'de. Şimdi sadece kampı bilen bazı insanların yardımıyla geçiniyorlar.
Hasan Amca'nın artık kendisine bile faydası yok derken, ona yardım toplayacağız diyerek kampa gelen üç kişi Hasan Amca'dan bazı belgeler alıp fotoğraflarını çekiyor. Sonra da ortalıktan kayboluyorlar. Bir zaman sonra Hasan Amca'nın hastanede karşılaştığı birisi ona verdikleri yardımın gelip gelmediğini soruyor. Anlaşılıyor ki bu üç kişi Hasan Amca adına camilere gidip para topluyor.
***
Bekleyişle geçen sekiz yıl
HASAN Amca'nın hikâyesini dinlerken, bana çeviri yapan kamp
sakinlerinden Tamerlan, 8 yıldır insanların burada kalmaya direnmelerinin bir sebebinin de her yıl bazı devlet adamlarının buraya gelip,
çeşidi vaatlerde bulunması olduğunu anlatıyor. "Sonra hep hayal kuruyoruz evraklarımız gelecek, çalışabileceğiz, kendi evimiz olacak diye"
"Gelenlerin tam olarak nereden geldiklerini biliyor musunuz?" diye soruyorum "Tam kendilerini anlatmıyorlar ama devletten diyorlar.
Görüntüye göre devlet adamları gibi gözüküyorlar, bazen evraklar da gösteriyorlar. Gelenler size Türkiye'de hiçbir yardım olmayacak.
Buradan gidin, çünkü burada devletten yardım görmeyeceksiniz diye açıkça anlatsalardı, o zaman insanlar yavaş yavaş kaçmaya çalışırlardı.
Ama hep 'biz sizin kardeşiniziz. Biz bunu yapacağız onu yapacağız her şeyi yapacağız dediler' o zaman insanlar her sene bekliyor bir şey
değişik olacak diye. Böyle sekiz sene geçti" diye anlatıyor... Anlıyorum ki bu kamptakiler her konuda istismara ve duygusal sömürüye son
derece açıklar.
Her hakkı mahfuzdur. Haber ve diğer metinlerin içeriğinden ilgili yazarlar sorumludur.
Alle Rechte vorbehalten. Die Autoren sind für den Inhalt ihrer Artikel verantwortlich.